Yönetmen James McTeigue, “V for Vendetta”yı öncelikle, merkezinde çok karanlık ve farklı yüzleri olan bir kahraman barındıran bir politik gerilim olarak görüyor. “V, bir yandan, büyük toplumsal değişiklik yaratabileceğine inanan fedakâr bir insan; öte yandan ise, ona yanlış yapmış herkese kan davası güden biri” diyor.

McTeigue “V for Vendetta”ya hazırlanırken bazı filmlerden etkilendiğini de ifade ediyor: Arnavutların Fransızlara karşı 1954-1962 yılları arasında gösterdiği direnişi son derece gerçekçi bir biçimde anlatan 1965 yapımı “The Battle of Algiers”; Stanley Kubrick filmi “A Clockwork Orange/Otomatik Portakal”; George Orwell yapımı “1984”, Ray Bradbury imzalı “Fahrenheit 451” ve Lindsay Anderson’ın yönettiği “If....” gibi, “V for Vendetta” da yozlaşmışlığın, kontrolcülüğün, manipülasyonun ve baskının olduğu kadar, aşırılığın getirdiği tehlikelere de değiniyor; bu aşırılık ister bir hükümetin gücünü kötüye kullanması, ister bir bireyin yasaları kendi başına uygulamaya kalkışması şeklinde olsun.

Çığır açan “Matrix” üçlemesi ile “Lethal Weapon/Cehennem Silahı”, “Die Hard” ve “Predator” gibi aksiyon filmlerine imza atmış olan yapımcı Joel Silver ise, “‘V for Vendetta’ çok katmanlı bir film” diyor ve ekliyor: “İzleyiciler onu dinamik bir aksiyon filmi olarak keyifle izlenebilecekleri gibi, bireylerin hükümetlerine verdikleri yetkiler ve zorba bir yönetime son vermek için hangi araçların kabul edilebilir ve gerekli olduğu gibi daha derin ve karmaşık konuları da değerlendirebilirler. Film bir çok ilgi çekici soru soruyor, ama kolay yanıtlar sunmuyor”.

Film, ilk kez, 1981’de çıkan bağımsız çizgi roman dergisi “Warrior” da yayınlanmış olan ve kısa süre de kült hâline gelen aynı adlı çizgi romana dayanıyor: V for Vendetta. Alan Moore ve David Lloyd’un yarattığı çizgi karakterin maceraları 26 sayıda yayınlandıktan sonra, derginin kapanmasıyla yarım kaldı ve hayranlarını merak içinde bıraktı. Beş yıl aradan sonra, Moore ve Lloyd 1989’da DC ismi altında V for Vendetta’yı tam bir çizgi roman olarak yayımladılar.

V for Vendetta aslında günümüzden biraz ileri bir tarihte geçse de, karakterin yaratıcıları Moore ve Lloyd içinde yaşadıkları dönemden etkilendilkleri için, çağdaş Londra hâlâ kolayca seçilebiliyor. “Margaret Thatcher’ın aşırı muhafazakâr hükümetine tavrımız, Vendetta’da yarattığımız faşist polis devletinde çıkış noktası oluşturdu” diyen Lloyd, şöyle devam ediyor: “Bu sistemin yok edilişi V’nin birincil var oluş nedeniydi”.

Temasal olarak, Moore ve Lloyd’un serisi günümüz dünyasındakilere benzerlik gösteren politik ve ahlaksal olguları irdeliyor. Lloyd bu konuda şunları söylüyor: “Orijinalindeki mesaj şu: Her bireyin birey olmaya hakkı vardır; konformizme direnmeye de hakkı ve yükümlülüğü vardır. V hükümet kuruluşlarına doğrudan saldırarak ve rejim taraftarlarını öldürerek direniş gösteriyor. Dolayısıyla bu, sadece kötü, zorba bir yönetime karşı verilen savaşın hikayesi değil; terörizmin ve terörizm hiç haklı görülebilir mi, onun hikayesi; eğer gerçek dünyada bu sorunu çözeceksek, öncelikle bunu anlamamız gerekiyor”.

Devrimci Matrix üçlemesinin ardındaki yaratıcı yazar-yönetmenler Andy ve Larry Wachowski, Moore ve Lloyd’un orijinal çalışmasının hayranıydılar ve çizgi romanın beyaz perde senaryosunu ilk olarak 1990’ların ortasında, Matrix üçlemesi gibi dev bir yükün altına girmeden önce yazdılar. “The Matrix”in ikinci ve üçüncü filmlerinin post prodüksiyonu sırasında, Wachowski kardeşler “Vendetta” senaryosunu tekrar ele aldılar ve üç Matrix filminin de birinci yönetmen yardımcısı olan James McTeigue’nun dikkatine sundular. McTeigue o sıralar reklam yönetmenliği yapıyor ve sinemaya geçmeyi planlıyordu.

Çizgi romanın temalarından etkilenen McTeigue, Wachowski kardeşler gibi romanın mevcut politik tabloyla gösterdiği paralellikten etkilendiğini belirtiyor ve, “‘Revolutions’ın post prodüksiyonunu yaptığımız sırada Andy ve Larry bana ‘V for Vendetta’nın bir kopyasını verdi. Üçümüz de romanın günümüzdeki siyasi iklime ışık tuttuğunu düşündük. Hükümetin toplumun sesi olmak yerine toplumu yönetmesi durumunda neler olabileceğini gerçekten gösteriyordu. Liderler insanları dinlemeye son verdiklerinde böyle şeyler olabileceğini söylemek pek de abartı olmaz” diyor.

O dönemde, Wachowski kardeşler “Matrix” filmleriyle yaptıkları 10 yıllık uzun ve maceralı yolculuğun sonuna henüz gelmişlerdi ve yönetmenliğe hemen geri dönmek istemiyorlardı. McTeigue bunu şöyle açıklıyor: “On yıl herhangi bir şeye harcamak için çok uzun bir süre, ve film yapmak sizden çok şey alıp götürüyor. Bence Andy ve Larry filmin şimdi yapılmasını istediler, ama bir süre koltuklarında rahat rahat oturmayı da istediler”.

Böylece, Wachowski kardeşler ve yapımcı Joel Silver, “V for Vendetta”nın yönetmenliğini uzun süredir birlikte çalıştıkları meslektaşları McTeigue’ye teklif ettiler. Yapım ekibinde Wachowski’lerin başka önemli çalışma arkadaşları da yer alıyordu: Mesela, yapımcı Grant Hill, yapım tasarımcısı Owen Paterson, görsel efekt süpervizörü Dan Glass, dublör koordinatörü Chad Stahelski. Wachowskiler de yapıma yapımcı ve yazar olarak imza attılar.

Senaryoyu tekrar ele alan Wachowski’ler orijinal taslağa dönüp, üzerinde değişiklikler yapmaya koyuldular. McTeigue bu konuda, “Orijinal versiyonları gerçekten iyi bir uyarlamaydı, ama çizgi romanın neredeyse kare kare yeniden anlatımıydı. Hikayeyi zamanda biraz ileri taşımanın iyi olacağını, geri dönüşlerin 1990’larda olması gerektiğini düşündük ve hikayenin geçtiği zamanı geleceğe, 2020 yılına almayı uygun gördük”.

Moore ve Lloyd’un hikaye akışında da bazı değişiklikler yapılarak, Evey’nin geçmişiyle oynandı ve orijinaldekinden yaşça daha büyük olmasına karar verildi. “Çizgi roman oldukça zengindi ve pek çok karakter vardı” diyor McTeigue ve ekliyor: “Bu karakterlerin bazıları birleştirildi ya da tamamen dışarıda bırakıldı, ama çizgi romanın temalarının ve bütünlüğünün korunmasına hep özen gösterdik”.

Lloyd ve Moore’un orijinal romanı kuruş biçimi uyarlama sürecini kolaylaştırdı; geleneksel konuşma balonlarının yerini açıklama yazıları, dikdörtgen panellerin yerini de göz alıcı planlar aldı. Lloyd, Wachowski’lerin senaryo uyarlamasının orijinalin iyi bir temsili olduğunu ifade ediyor: “‘Vendetta’yı asla sadece bir çizgi roman olarak görmedim. Her zaman medyanın başka türlerine aktarılabilecek bir fikir gibi geldi bana. Her çalışmam için tek beklentim ve arzum, ruhunun ve kilit öğelerinin korunması; ayrıca, özündeki mesajın yakalanması”.

Yapımcılar Moore ve Lloyd’un romanına ve ustalıkla çizilmiş karakterine saygı göstermek adına, V’nin sırrının yine gizli kalmasına karar verdiler. Filmde V’nin korkunç bir şekilde yanmış ve deforme olmuş yüzü, sürekli olarak dört yüz yıl önce vahşice öldürülmüş bir başka efsanevi sabotajcı Guy Fawkes’un resmi bulunan maskeyle örtülü…

5 Kasım 1605’te, Fawkes, Lordlar Kamarası’nın altında, demir ve odun parçalarının ardına saklanmış 36 varil barutla yakalanır. İşkence gören Fawkes, Kral 1. James’in parlamentoyu açacağı sırada İngiliz Parlamentosu ve 1. James’e cüretkârca bir suikast düzenlediğini itiraf eder.

Fawkes, James’in İngiltere’deki Katoliklere yönelik zulmünün sona ermesini umut eden, dininden dönmemiş 13 Katolik’ten biridir. O ve arkadaşlarının amacı, ülkede karmaşa ve düzen bozukluğu yaratmaktır, çünkü bu sayede Katolik davasına daha sıcak bakan yeni bir monarşi ve siyasi rejim doğacağını ummaktadırlar. Deneyimli bir asker olan Fawkes, barut konusunda uzmandır ve böylece grubun komplosunda önemli bir rol üstlenmiştir.

Komplocular Lordlar Kamarası’nın altında bir kiler bularak, buraya patlayıcı depolarlar ve parlamentonun açılışını beklerler. Ne var ki, komplocu gruba katılım arttıkça, sırları da tehlikeye girer, ve bir Katolik olan Lord Monteagle’ye gönderilen imzasız mektup kendisine açılış gününde parlamentodan uzak durmasını söyleyerek, planın sonunu hazırlar. 4 Kasım gecesi, Fawkes kilerde yakalanır, tutuklanır ve Kral’ın önüne çıkarılır. Acımasız işkencelere maruz kalınca sessizliğini bozar ve büyük planlarını açıklar. O zamanlarda vatan hainlerine uygulanan geleneksel yöntemle cezalandırılan Fawkes ve grubun diğer üyeleri, halkın gözü önünde asılırlar, yerlerde sürüklenirler ve parçalanan cesetleri meydanda sergilenir.

Her yıl 5 Kasım’da İngiltere’nin her yerinde ateşler yakılır, havai fişekler patlatılır ve Fawkes’un Kral’a ve hükümete kurduğu komplonun ortaya çıkartılışı kutlanır. Tüm ülkede Fawkes maskeleri satılır ve komplocunun ya da “Adamların”ın kuklaları yakılır.

Alan Moore ve David Lloyd çizgi romanları V for Vendetta’nın kahramanı V için fikir üretirken, Guy Fawkes, çizgi romanın siyasi bağlamına ilham kaynağı oldu. Fawkes gibi, V de ülkenin sahtekar rejimini düşürmek amacıyla kaos yaratmayı ummaktadır. “Guy Fawkes bir bakıma anarşinin öncülerindendi” diyor Lloyd ve ekliyor: “V için mükemmel bir ilham kaynağı gibi göründü”.

V’nin Guy Fawkes maskesi kullanmasında dramatik açıdan çok rahatsız edici bir yön de var. Lloyd bunu şöyle açıklıyor: “Guy Fawkes maskelerindeki gülümseyişte tüyler ürpertici bir şey var. Karakterin tuhaf olduğu kadar tehditkar da görünmesine neden oluyor; sizi öldürmeye gelen birinden beklediğiniz son şey yüzünde bir gülümsemedir”.

“V for Vendetta”da, o tüyler ürperten sırıtışa sahip maskenin ardında bambaşka yüz ifadelerine sahip aktör Hugo Weaving var. Aktörün etkileyici ve çeşitlilik gösteren kariyerinde ölümcül Ajan Smith’i canlandırdığı Matrix üçlemesi, Elrond'u canlandırdığı Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, ayrıca, bağımsız filmler “The Adventures of Priscilla”, “Queen of the Desert” ve “Proof” bulunuyor.

Weaving, “V, Guy Fawkes ve komplocuların 5 Kasım’da başladıkları işi bitirmek istiyor” diyor ve ekliyor: “Komplocular tarafından zorba yönetimin merkezi olduğuna inanılan Parlamento’yu ve üyelerini havaya uçurmak istiyor”.

V acımasız ve adaletsiz olduğuna inandığı sistemi yok etmenin kendi kaderi olduğuna inanmaktadır. “Daha büyük bir amaca hizmet etme konusundaki yoğun arzusu, peşinde olduğu kişisel intikama sıkı sıkıya bağlı” diyor Silver.

İngiliz halkını faşist liderlerinden kurtarma mücadelesinin ortasında, V kendisini hapis ve işkence eden ve bunu yaparak onu bir canavara dönüştüren kişilerden kişisel intikamını almanın peşindedir. Bu düşmanları birer birer yok ederken, cinayet mahalline de kartvizit olarak kırmızı bir gül bırakır.
Kişisel kan davasının da pekiştirdiği oldukça köklü kişisel yargılara sahip olan V, yoz ve faşist Britanya’nın, halkının haysiyetini ve özgürlüğünü kazanması için tutkuyla mücadele eder. Bunu başarmak kurnazlık, hilebazlık, korkusuzluk, yürek, aşırılıklara ve çılgınlığa açıklık gerektirir.

“Oldukça karmaşık ve çözümlenmesi zor biri” diyen Weaving, karakteriyle ilgili yorumlarını şöyle sürdürüyor: “Hapsedilmiş ve işkence görmüş, zihinsel ve bedensel olarak istismar edilmiş. Bu onu bir intikam meleği hâline getirmiş diyebiliriz. O bir suikastçi, ama aynı zamanda, bireysel özgürlüğe inanan, çok kültürlü ve eğitimli biri”.

Tüm performansını hareketsiz bir maskenin ardından sergilemek zorunda kalan Weaving, bir oyuncunun temel araçları olan yüz ifadeleri ve göz temasından mahrum olduğu için, V‘yi insanlaştırmanın ve hayata geçirmenin başka yollarını bulmak zorundaydı. Bunu şöyle anlatıyor aktör: “Uzun süre önce, drama okulundayken maske çalışmaları yapmayı severdim. V’nin maske çalışmasını beyaz perdede yapmak büyük bir meydan okumaydı. Sesinizle çok şey aktarmak zorundasınız; ama küçük ve akıcı hareketler de maskeye hayat vermeye yardımcı olabilir. Tabi bir de farklı ışıklar ve çeşitli gölgelendirmelerle maskenin yarattığı ifadeler denendi”.

“Hugo maskeyi taktığı an, bunun başarılı olacağını anladık” diyen McTeigue, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tiyatro geçmişi var ki bu, karakter için önemli. Ayrıca müthiş bir fizikselliğe ve muhteşem bir ses tonuna sahip. Hugo maskenin klostrofobik kısıtlayıcılığını sorun etmedi ve duygularını sesi ve hareketleriyle yansıttı”.

V’nin Guy Fawkes maskesini ve kimliğini kullanımı hikayenin hem fiziksel hem de simgesel öğelerine katkı sağlıyor. Maskeyi fiziksel kusurlarını olduğu kadar kimliğini saklamak için de kullanıyor. Böylece, V sadece devrimci fikirleri olan bir adam olmaktan öteye geçiyor ve fikrin kendisi oluyor. Bu sayede, V’nin insanların yok edilebileceği ama fikirlerin varlığını sürdüreceği ve güçlerini her zaman koruyacakları yönündeki inancını pekiştiriyor. V’nin maskesi, bireysel kimliklerinden ve inançlarından hükümetin zulmüne maruz kalmamak için vazgeçmiş, sindirilmiş insanların taktığı metaforik maskelerle de tezat oluşturuyor.

V’nin, içinde eylemci duygular uyandırdığı genç kadın Evey Hammond rolünü üstlenen Natalie Portman, “Filmde, V bir kişiden çok, bir fikir olarak tasvir ediliyor” diyor ve ekliyor: “Böyle yenilmez olmasının nedenlerinden biri şu: Bir insanı öldürebilirsiniz, ama bir fikir öldürülemez. Dolayısıyla, V doğruyu, direnci ve bireyselliği temsil ediyor. Ama intikam duygusu siyasi idealizmini gölgeliyor”.

Filmin tamamı boyunca maske takan bir aktörle karşılıklı oynamak oldukça zorlu bir işti ama yönetmen McTeigue’nun Portman’ın duygusal olarak kendini adapte edebilme yeteneğinden kuşkusu yoktu: “Oyunculuğuyla maskeyi aşabileceğini ve Hugo’nun maskeye hayat vermesine yardımcı olacağını biliyordum” diyor yönetmen.

Oldukça başarılı bir genç aktris olan Portman’ın kariyeri şimdiden Star Wars: Episode I, II ve III’teki rolüyle ve “Closer”, “Garden State” ve ”Everyone Says I Love You” gibi önemli filmlerdeki takdir gören performanslarıyla iyi bir noktaya geldi. Daha önce aktrisle “Star Wars: Episode II – Attack of the Clones”da birinci yönetmen yardımcısı olarak çalışan McTeigue onun inanılmaz oyunculuk ve odaklanma yeteneğine bire bir şahit olmuştu. Kendisi bu konuda, “Tamamıyla profesyonel, ve ışıl ışıl bir görüntüsü var. Ama her şeyden önemlisi, korkusuzluğu ve zekası bu rol için mükemmeldi” diyor.
“Evey, V’nin yardım etmeye çalıştığı insanları temsil ediyor” diyen Silver ise sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama o, V’nin İngiltere halkına özgürlüklerini geri verme mücadelesine katılırken, onun kişisel intikam arzusuna göz yummuyor. Natalie öylesine incelikli bir aktris ki böyle bir iç çatışmayı yansıtacak ender yeteneğe sahip olduğunu biliyorduk”.

Evey ülkede gittikçe güçlenmekte olan baskıcı rejime karşı seslerini yükseltmeye cesaret eden anne babasının öldürülmesiyle küçük yaşta yetim kalır. Politik olaylar sonucunda oğullarının ölümüyle, siyasi birer eylemci hâline gelen anne babası, bir anlamda kızlarına karşı politik ideallerini seçmişlerdir. “Siyasi eylemcilikle çok kişisel bir deneyimi var. Anne babası bu yüzden ölüp, onu yalnız bırakıyorlar. Dolayısıyla, sürekli tetikte yaşıyor ve hayatta kalmaya çalışıyor. Korkularıyla yaşıyor” diyor Portman.

Ta ki kader V’yi Evey’nin hayatına sokana dek. Gece 11’deki sokağa çıkma yasağından sonra sokaklarda devriye gezen gizli polisler, gizlice bir arkadaşının evine giden Evey’yi arnavutkaldırımlı bir arka sokakta sıkıştırırlar. Kendini savunmak için bibergazı spreyinden başka bir şeyi olmayan genç kadın, yasal yetkilerini acımasızca kullanan polislerin kurbanı durumuna düşer. Ama bu karşılaşma şiddete bulanmadan önce, gizemli ve pelerinli bir adam ortaya çıkarak Evey’nin haysiyetini ve hayatını kurtarır. Bu tesadüfi karşılaşma farkında olmasa da Evey’nin siyasi uyanışının kıvılcımını yakar.
İşkence ve hücre hapsiyle yüzyüze gelen Evey’nin siyasi bilinci tam olarak açılır. “Hapis kaldığı süre içinde korkusuyla yüzleşmeyi öğreniyor; bu korkuyu yenmesi kendi bütünlüğü açısından önemli” diyen Portman’ın filmin önemli sahnelerinden biri için –bu sahnede kendini yakalayanlar tarafından kimliği vahşice elinden alınıyor- saçını kamera önünde kazıtması gerekti.

Portman hikayedeki fikirleri, ve Evey’nin isimsiz bir memurdan cesur ve siyasi görüşleri olan bir kahramana dönüşümünü çok ilgi çekici bulduğunu ifade ediyor: “Senaryoda gerçekten güçlü siyasi ve ideolojik bir ton var. Siyasi bir kişi olmak için yapılması gereken seçimlere ve bu seçimlerin kişinin hayatını nasıl etkilediğine parmak basıyor”.

Aktris, rolüne hazırlanırken, bir grup genç ve radikal Amerikalının 1960’ların sonu 1970’lerin başında Kongre binasını bombalayıp, Timothy Leary’yi hapisten kurtarışını konu alan “The Weather Underground” adlı belgeseli izledi. Ayrıca, İsrailli ünlü başbakan Menachem Begin’in otobiyografisini okudu. Kitap Begin’in önce Sovyet hapishanesi dönemini, sonra da İngilizleri Filistin’den çıkarma amacı güden terörist faaliyetlerden sorumlu, Siyonist militan grup İrgun’un lideri oluşunu anlatıyordu.

Portman, Antonia Fraser’ın 1605 Barut Komplosu’nu konu alan Faith and Treason adlı eserini de bilgilendirici buldu. “İngiliz tahtının Katoliklere yaptığı baskıyı ve onların başkaldırışını, ‘Macbeth’in de Kral 1. James’e hayat boyu yapılan suikastlardan esinlenildiğini öğrendim” diyor aktris.
Baş müfettiş Finch, cinayetlerine son vermek ve 5 Kasım’da Parlamento’yu yok etmeden yakalayabilmek için V’nin peşine düşen bir dedektiftir. Bir çok önemli kişinin gizemli, tüyler ürpertici ve benzer şekilde öldürülmesi üzerine açılan devlet soruşturmasını yöneten Finch, başlangıçta sadece kaçak teröristi ve suç ortağı Evey’yi yakalamaya kararlı bir polistir.

Ne var ki, Finch, V’nin geçmişinin ayrıntılarını öğrendikçe, şok edici devlet sırlarını keşfeder. Bu sırlar, hizmet ettiği hükümet tarafından örtbas edilmiştir. Bunun üzerine duyguları değişmeye ve çok uzun zamandır kabul ettiği şeyleri sorgulamaya başlar. Yürüttüğü soruşturmayla doğru ve gerçek olanı görerek, hükümetin halkın hak ve özgürlüklerini mengeneye alan baskıcı rejimine karşı uyanmasını sağlar. Aktör Stephen Rea’nin canlandırdığı Finch, İngiliz hükümetinin iğrenç bir suçu sakladığına dair delilleri ortaya çıkararak, filmin dedektif hikayesi boyunca izleyiciye rehberlik ediyor. Rea, rolü için, “Avcının avıyla fazlaca ilgilenmesi gibi ilginç bir öğe var” diyor.

Aktör hikayedeki fikirlerin zamandan bağımsız olduğunu düşündüğünü de şu sözlerle ifade ediyor: “Hükümet insanları fazla zorlayınca neler olacağını gösteriyor. Bu, hükümetin işlevleri ve vatandaşa olan sorumlulukları hakkında bir uyarı, oldukça eski bir uyarı”.

Rea sözlerini şöyle sürdürüyor: “Andy ve Larry ilginç ve tehlikeli bir iş yapıyorlar. Bir şeyi bir ortamdan diğerine aktarmak oldukça hırslı bir girişim. Çizgi romanlar elbette durağan, tek tek karelerden oluşurlar; siz ise bunu hareketli bir ortama geçiriyorsunuz. Riskli ve tamamen gerçekçi değil, ama ben ilginç buldum. Yüksek kalitesi olan bir malzemeyle çalışmak güzeldi”.

Rupert Graves ise, Finch’in teğmeni ve soruşturmadaki ortağı Dominic rolünü üstlendi. Graves, karakteri için şunları söylüyor: “Film sırasında sanki bir epifani [kişinin bir konuda aniden bir aydınlanma yaşaması] yaşıyor. Fazla hayalgücü olan biri değil. Her zaman başını aşağıda tutan ve devlete güvenen bir polis, ama, o ve Finch hükümetlerinin sandıkları kadar iyi olmadığını fark etmeye başlıyorlar”.

İngiliz totaliter rejiminin kötü kalpli lideri Başbakan Sutler’ı ise “Midnight Express” ve “The Elephant Man’deki performanslarıyla Oscar’a aday olan John Hurt canlandırdı. Sutler hükümeti halkı korkuyla yöneterek onları sindiriyor; bu amaç için de gizli polis, sürekli denetim ve yakında kopacağına inanılan kıyamet tehdidini kullanıyor. Sansür, propaganda, ve konuşma özgürlüğünü yok etme günlük işler arasında; azınlıkları ortadan kaldırmaksa kabullenilmesi gereken bir zorunluluk. “Sutler faşist bir hükümetin bir ülkeyi yönetmenin en iyi yolu olduğuna inanan bir toplumu temsil ediyor” diyor Hurt ve ekliyor: “Sorular sormayın, bırakın Parti ne istiyorsa onu yapsın ve her şeyin üstünde olsun, otoriteyi eleştirmeyin”.

Hurt, George Orwell’in, kolları her yere uzanan faşist bir lider tarafından yönetilen bir toplumun tüyler ürpertici hikayesini konu alan aynı adlı romanından uyarlanan Michael Radford filmi “1984”te Winston Smith rolünü üstlenmişti. “V for Vendetta”da, Sutler, birkaç kilit sahne dışında, devasa bir monitörde sürekli olarak ülkeye seslenerek tahrik edici konuşmalar yaparken, bazen de dijital konferans aracılığıyla kabinesiyle hararetli tartışmalar yaşarken görülüyor.

Fakat, komik bir sahnede, Hurt, Stephen Fry’ın canlandırdığı televizyon programı sunucusu Gordon Deitrich’in cüretkar –ve tehlikeli- bir şekilde kendisiyle şakalaşması üzerine eğlence programında skeç yapmak üzere monütöründen çıkıyor.

Günlük eğlence programları yapması için hükümet tarafından tutulmuş olan sevimli televizyoncu Deitrich, aynı zamanda Evey’nin güvendiği bir arkadaşı ve sırdaşı. Ama onun da devletten saklı kalması gereken sırları var. Fry karakterinin politik bilinçlenme gelişimi için, “Deitrich’in ahlaki uyuşukluğundan kurtarılıp, ayağa kaldırılması gerekiyor” diyor ve ekliyor: “Sansür kurulunun onayladığı gece şovunun senaryosunu yırtıp atıyor ve Başbakan’la acımasızca dalga geçtiği bir senaryo yazıyor”.

Fry’ın sahnelerinin çoğu Portman’la. “Natalie’den muazzam etkilendim” diyen Fry, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kaç yaşında, on iki buçuk mu? Daha embriyo olarak yeni yeni bölünmeye başlamasına rağmen bir çok dil konuşuyor, müthiş başarılı ve doğal bir aktris. Çok zeki ve iyi huylu. Bambaşka bir insan. Uzunca bir süre gözler önünde ve mesleğinin zirvesinde olacak”.

Bu zengin oyuncu kadrosunu tamamlayan bir diğer isim, İngiliz gizli polisinin başı, V’nin nihai ve en tehlikeli düşmanı Creedy rolündeki Tim Pigott-Smith. Ülkenin dizginlerini sıkı bir şekilde tutan kişi Sutler gibi gözükse de, gerçek gücü elinde bulunduran kişi Creedy. Sutler’ın propaganda grubunun başı Dascomb rolünde ise Ben Miles var. Dascomb, aynı zamanda, “acil durum yıkımı” projesi adı altında V’nin Londra Ağır Ceza Mahkemesi’ni patlatışını hükümetin kontrolündeki televizyon kanalı BTN’de zekice bertaraf eden kişi.

İki kez Laurence Olivier Tiyatro Ödülü kazanmış olan aktör Roger Allam, karşımıza “Londra’nın Sesi” adlı haber programının kibirli ve sivri dilli sunucusu Prothero olarak çıkıyor. Bu son derece popüler televizyon programı, Prothero’nun büyük sözlerini dinlemek için televizyonlarını açan ve sunucunun her programın sonunda söylediği İngiltere hükmeder sloganında teselli bulan milyonlarca izleyiciye sahip. “Hükümetin propagandalarına sözcülük yaparken, kendi kişisel inançlarını da büyük laflarla aktarıyor” diyor Allam ve ekliyor: “Onunki bir tür milliyetçi faşizm”.

İngiltere’nin en saygın tiyatro, sinema ve televizyon oyucularından olan John Standing, Piskopos Lilliman’ı canlandırıyor. Üzerindeki din adamı kıyafetleri, sapık cinsel isteklerini kamufle ediyor, ama sonuçta bu arzular onun çöküşünü hazırlıyor. Standing, “Lilliman’ı canlandırmak hakikaten çok hoşuma gitti çünkü hem biraz komik, hem de alenen rezil biri. Oynaması çok keyifliydi” diyor.

V’nin ve bunu takiben Evey’nin hayat akışı, her ikisinin de daha önce tanımadıkları Valerie Page adındaki kadın yüzünden geri dönüşü olmayacak biçimde değişir. Onun hikayesi, hükümetin uygunsuz gördüğü kişilere karşı gösterdiği sınır tanımayan acımasızlık ve zalimliğin kurbanı olarak, işkence gören ve öldürülen binlerce insanınkiyle aynıdır; ama aynı zamanda, bir devrimin kıvılcımını yakacak umut kırıntısının da işaretidir. Valerie rolünü daha önce Robert Altman filmi “Gosford Park”ta da rol alan Natasha Wightman canlandırdı.

İrlandalı aktris Sinead Cusack ise, korkunç geçmişini bir türlü unutamayan ve bu geçmişi V’yle paylaşan sorgu yargıcı Delia Surridge’i canlandırıyor. “Alçak bir insanı oynayacağımı asla düşünmezdim” diyen Tony adayı aktris, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Her zaman yumuşak, tatlı ve İrlandalı olduğumu düşünmüşümdür! Ama bu kez zalim bir katili oynuyorum. Bu benim için farklı bir yol. Bu film, asla yaşamak zorunda kalmayacağımızı umduğumuz bir dünyada geçen, gerçekten ilginç bir psikolojik inceleme”.